NART
NART

GİRİŞ
Kullanıcı Adı

Şifre





>Üye Değilim     >Şifremi Unuttum

ETİKET BULUTU

MÜZİK ÇALAR
9
8
12
11
4WORED1.MP3

Nart Ajans Reklam

EŞREF KUŞÇUBAŞI (MEHMET NİYAZİ -ZAMAN GAZETESİ)

Habertürk te tartışılan ve çok tepki çeken Ahmet Efe'ye ait "Kuşçubaşı Eşref" adlı kitabın tarihi gerçeklerle ilgili olmadığını anlatan bu yazıyı mutlaka okumalısınız. (Nartajans) Eşref Kuşçubaşı'na dair birisi bir kitap yazdı; şöyle bir karıştırdım; yazanın dünyadan haberi yok. Ülkemizde hürriyet var; kanunlar çerçevesinde herkes istediğini yazabilir. Koskoca profesör, gazete kupürünü gösterip "Bak işte belge" demiyor mu Gazeteye yaz, sonra onu belge diye göster. Böyle saçmalıkların hakim olduğu bir memlekette aslı astarı olmayan olaylarla niçin Kuşçubaşı anlatılmasın? Fakat bazı yazılarını zevkle okuduğum bir gazeteci, kitaba inanarak köşesinde değerlendiriyorsa, işin rengi değişir.
07-01-2008 - 4889 kez okundu

Eşref Bey, babası itibarıyla Kafkasyalı, annesi itibarıyla da Orta Asyalıdır. Onun Kafkasyalılığı, Ömer Seyfettin'in, Rauf Orbay'ın, Ali İhsan Sabis'in, Refet Bele'nin ve benzerlerinin aynısıdır. Yani Türk milliyetçiliğini fişekleyen bir Kafkasyalılıktır. Babası saraya mensuptur. Lise çağında, o zamanki moda fikirlere kendisini kaptırır, hürriyetçi kesilir. İstanbul'dan uzaklaşması için Edirne AskeriLisesi'ne nakledilir. Babası Arabistan'a sürülünce öğrenimini İstanbul dışında tamamlamak zorunda kalır.

Gençliğin verdiği romantizmden dolayı başı dertten kurtulmaz; mahkum edilir. Hicaz valisi Ahmet Ratip Paşa'nın oğlunu kaçırır. Çocuğu bırakması şartıyla af-ı şahaneye mazhar olur. Bu sırada Arapların bazı kesimlerinde de rejim aleyhtarlığı yaygınlaşır; Eşref Bey bunların aslında Osmanlı Devleti'ne, Türklere karşı bulunduklarını tespit eder. Mücadele etmek amacıyla bir gönüllü teşkilatı kurar. Miralay Rasim Bey bu organizasyona "Teşkilat-ı Mahsusa" adını verir. Osmanlı'nın tarih sahnesinden çekilmesiyle Müslümanların sahipsiz kalacağına inanan Şerif El Tunusi, Şeyh Sunusi, Şekip Aslan, İsmail Canbolat, Mehmed Akif ve daha pek çok ünlü de bunlarla birlikte hareket eder.

İtalyanlar Trablusgarb'ı işgal etmeye kalkarlar. Berlin'de askeriataşeyken istifa edip dönen Enver Bey'le, Eşref Bey oraya gitmeye karar verirler. Bir noktaya geleceklerine inanırlarsa, Mustafa Kemal, Fuat, Kahraman Halit, Hayrettin Bey'ler de gidecektir. Mısır'daki Müslümanlar, Libyalılar ve bilhassa Şeyh Sunusi, umulan desteği fazlasıyla verince, çetin bir mücadele başlar. Enver Bey "Bingazi ve Çevresi Genel Kumandanı", Eşref Bey de "Milli Kuvvetler Genel Kumandanı" olur. Eşref Bey, ikna ettiği gençlerden oluşturduğu birliğe "Kuvay-ı Mübareke" adını verir. Osmanlı'nın Redif kuvvetlerinden sınırlı yardım alabilirler. Paraları vardır; fakat silah bulmakta güçlük çekerler. Baskınlarla savaş malzemelerini İtalyanlardan ele geçirirler. Kolay zafer kazanacaklarını umduklarından, gördüklerini değerlendirmeleri için İtalyanlar oraya romancılarını, şairlerini, müzisyenlerini götürmüşlerdir. Sert bir kayaya çarpmaları, dünyada yankılar yapar. Batılı gazeteciler Libya'ya akın ederler. Bir röportaj sırasında bir gazeteci Eşref Bey'e sorar: "Düşmanlarınızın ve sizin aynı kıyafetleri giymenizi anlamıyorum." Eşref Bey şu cevabı verir: "Aynı silahları da kullanıyoruz. İtalyanlar haber vermeden gelen istenmeyen misafirlerimizdir. Eşyalarını beraber paylaşıyoruz."

İtalyanlar Derne bölgesinde bir boşluk sezerler; Kasr-ı Harun mıntıkasından yapılacak çıkarmayı Osmanlılar zaten beklerler. Buranın kumandanı Mustafa Kemal Bey'dir. Mustafa Kemal Bey'in birliklerinin sağ yanını Kuvay-ı Mübareke'nin Avakır taburuyla Eşref Bey koruyacaktır. Kapışma anında havadan bombardımana uğrayınca, askerimiz tedirginleşir, bu tereddüdü yenmek için Mustafa Kemal Bey atını düşmanın üzerine sürer. Bu anda onları yeni bir İtalyan birliği kuşatmaya başlar. Ortalık toz dumana karışır. Düşmanı denize dökerler; ama Mustafa Kemal Bey'in gözüne kireç kaçar. Mısır'dan getirilen doktorlar ameliyat edilmesi gerektiğini söylerler. Bu ameliyatın üstadı İsviçreli profesör Fox'tur. Üç aydan önce randevu almak mümkün değildir. Eşref Bey'in ahbabı olduğundan hemen ameliyat edeceğini tahmin ederler; ki yanılmadıkları anlaşılır. Mustafa Kemal Bey'in yanında teyzesinin oğlu Fuat (Bulca) Bey'in bulunmasının yerinde olacağını düşünürler. Eşref Bey'in yanında mühür gibi her tür malzeme bulunmaktadır. İkisine pasaport düzenler. Meslek bölümüne de Mustafa Kemal Bey'in isteği üzerine gazeteci yazar. Onları yolcu ederken "Hazine-i Eşref'ten" esprisiyle bir torbada bin altın verildiği de kaynaklarda yer alır.

Eşref Bey'in Libya'daki rolünü merak edenler, Konçino Rivoli'nin "Ünlü Türk Haydutu" eserini okuyabilirler. Almanya'nın İstanbul Büyükelçisi Hans Von Wangenheim'ın raporunda "cinnet derecesinde vatanperver" olarak nitelendirdiği Eşref Bey'in maceralı hayatı asıl bundan sonra başlar. Önemine binaen konuya gelecek hafta da devam edeceğiz.

Kuşçubaşı ve Trakya

Trablusgarp'ta sert bir kayaya çarpan İtalyanlar, durumlarını gizlemek için yol aramaya başladılar. İtalya Kralı'nın kayınpederi olan Karadağ Kralı, sessizce devreye girdi. Zaten Balkan devletlerinin Osmanlı toprağında gözü vardı.

Bu toprakların bölüşülmesinde sorun çıkarsa Rus Çarı'nın kararına razı olacaklarında anlaştılar. Bir başka güç de değişik formüllerle tezgahını kurmuştu. Bağımsızlığa kavuşan Yunanistan'ın, Romanya'nın, Bulgaristan'ın kralları Alman'dı. Bu kukla krallarla Almanya, Osmanlı'nın batısını çevirmişti. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nu da bağlısı saydığı için arada engel kalmıyordu. Rus Çarı; "Balkan savaşı kopmayacağına dair garanti veriyorum. Yıllardan beri askerlik yapan bu insanları cephede tutmayın, yazıktır." diyerek, Trakya'daki ordumuzdan terhisler yapılmasını sağladı. Tek mermi atmadan yetmiş bin askerimizi teslim edecek Tahsin Paşa gibi kumandanlara sahiptik. Yunanlılar Selanik'e girince, bazı paşalar parti kavgası yapacak kadar siyasete dalmışlardı. Balkan Savaşı bu şartlarda patlak verdi. Süper güçler, galip gelebiliriz ihtimaliyle bir deklarasyon yayınlayarak; "Sonuç ne olursa olsun, herkes savaştan önceki sınırlara çekilecek." dediler. Yenildik; ordumuz yirmi dört günde Manastır'dan Büyükçekmece Gölü'nün yanındaki Muratlı Tepeleri'ne çekildi. Tabii büyük devletler deklarasyonu unuttular.

Hükümetimiz, paşalarımızın pek çoğu İstanbul'u kurtarmanın derdine düştüler. Londra'da toplanan devletler Enez-Midye hattının sınır olmasını kabul ettiler. Fakat Bulgarlar bu hatta çekilmiyor, Yunanistan'la arasındaki toprak anlaşmazlığını çözüp İstanbul'u almak istiyordu. Alman imparatoru da, "İstanbul, Bulgaristan'a yakışır" diyordu. Sadrazam Kamil Paşa ise Enez-Midye hattından başlayan bugünkü Trakya topraklarımızda bir tampon devlet kurmakla İstanbul'u kurtaracağını ümit ediyordu. Bu karmakarışık ortamda Enver ve Eşref beyler, Libya'daki genç subaylar Zenci Musa, Mamaka Mustafa gibi fedailerle buraya döndüler. Enver Bey, yarbay olarak kendisini Muratlı Tepeleri'nde bulunan Onuncu Kolordu'ya Kurmay başkanı tayin ettirdi.

Bab-ı Ali baskını yapıldı; Başbakan Kamil Paşa öldürüldü. Hükümet istifa ettirildi, Mahmut Şevket Paşa sadrazamlığa tayin edildi. O da bir suikast sonucu öldürülünce yerine Ahmet İzzet Paşa getirildi. Onun sadrazamlığı sırasında yurdun değişik bölgelerinden gizlice gönüllüler toplandı. Eşref Bey, Cihangiroğlu İbrahim, Selim Sami tarafından Taksim, Metris kışlalarında eğitilen bu gönüllülerin arasına sivil kıyafetli pek çok asker de katıldı. Bir gece kayıkla, beş arkadaşı ile düşmanın arkasına sarkan Mamaka Mustafa, Muratlı Tepeleri'ni Edirne'deki karargâha bağlayan telleri kesip bombayı patlatınca, husule gelen şaşkınlıktan istifade ederek saldırdılar. 'İkinci Balkan Harbi' denen bu savaşı 'Türk Gönüllü Kuvvetleri Kumandanı' olarak Eşref Bey başarıyla yönetti. Bugün Rumeli'de toprağımız varsa, bunda Eşref Bey'in ve Teşkilat-ı Mahsusa fedailerininpayı olduğunu bilmeliyiz. Hatta Birinci Dünya Savaşı kapıya dayanmasaydı, kurulan 'Batı Trakya Türk Cumhuriyeti' yoluyla sınırlarımız çok daha farklı olurdu.

Teşkilat-ı Mahsusa, 1913 yılının Ekim ayına kadar gönüllü kuruluş olarak devam etti. Daha sonra Enver Paşa'nın ısrarıyla devletin resmikurumuna dönüştü. Ondan sonra da bu kurumda Mehmed Akif, Şekip Aslan gibi ilimde irfanda ün yapmış değerli insanların ilgisi kalmadı. Fakat milletçe ne zaman ihtiyaç duyulmuşsa, hizmetlerini esirgemediler. Mesela Mehmed Akif ile Birinci Dünya Savaşı'nda hem Necid çöllerinde hem de Berlin'de karşılaşıyoruz. Savaşın ilk aylarında Akif, Eşref Bey, Şerif El Tunusi, Başbakanlık Müsteşarı Mümtaz Bey, Zenci Musa, Arap ayrılıkçılarını ikna için çöllerde dolaşırlarken Çanakkale Savaşı'nın ilk raundunun bizim olduğunu öğrendiler.

Birinci Dünya Savaşı'nda nerede yangın varsa, orada Eşref Bey'i veya yardımcısı Süleyman Askeri Bey'i görüyoruz. İngilizler Fav'dan çıkarma yapınca, Genelkurmay, Irak'tan asker toplayıp İngilizlere karşı koyması için Süleyman Askeri Bey'i görevlendirdi. Şuaybe'de döğüşürken ayağı koptu. Yatırıldığı sedyede savaşı yönetmeye devam etti; bir tepenin alınması için emir verdi; askerimiz beklediği celaleti gösteremeyince; "Biz böyle aciz mi olacaktık!" deyip tabancasını şakağına dayadı ve tetiği çekti. Eşref Bey'in de kanal harekâtında yiğitliklerine şahit oluyoruz. O ve Teşkilat-ı Mahsusa'nın bazı fedaileri Kanal'ı geçtiler; ne yazık ki beklenen takviye gelmedi.

İngilizlerin kurmak istediği Kürt ve Çerkez devletlerine Kürt ve Çerkez beylerinin karşı çıkmaları son dönem tarihimizin şifresidir. Haftaya bu şifreyi kurcalayacağız.

Etiketler:
eşref kuşçubaşı mehmet niyazi -zaman gazetesi

YORUMLAR
Yorum yapmak için giriş yapın...

MIZAGE DERGİ YÖNETİCİLERİ KAYSERİ'DE
KARAÇAY-BALKAR KÜLTÜR VE YARDIMLAŞMA DERNEĞİ 13. GENEL KURULU.
AYŞE & HAKAN EKER GELİN ALMA
ÇAĞDAŞ SANATLAR MÜZESİ'NDE MIZIKA DİNLETİSİ
ESKİŞEHİR KUZEY KAFKAS KÜLTÜR VE DAYANIŞMA DERNEĞİ CİHAN ERTOK İLE DEVAM DEDİ
ESKİŞEHİR KUZEY KAFKAS KÜLTÜR VE DAYANIŞMA DERNEĞİ GENEL KURULUNU YAPTI.
KAFKASYA UÇUŞLARI BAŞLADI
ARDA ARGUN'A LEON NİŞANI
ADİGE MİLLİ KIYAFET GÜNÜ KUTLANDI
KAFDAV YAYINCILIK ESKİŞEHİR KİTAP FUARINDA
/ 599>

EN ÇOK OKUNANLAR
Kayıtlı başka haber bulunmamaktadır