NART
NART

GİRİŞ
Kullanıcı Adı

Şifre





>Üye Değilim     >Şifremi Unuttum

ETİKET BULUTU

MÜZİK ÇALAR
35WERE~1.MP3
13
11
4WORED1.MP3
12

Nart Ajans Reklam

HATAJUKO VALERİ İLE SÖYLEŞİ

1956 yılında Kabardey-Balkar Cumhuriyeti'nin Şordak köyünde doğdu. KB Devlet Üniversitesi Tarih Fakültesinden mezun oldu. 1985 yılında ilk kurulan daha sonra 1990 yılında Kabardey Adıge Xase'si ne dönüşen Aşamaz Kültür Derneği'nin kurucularından oldu. Bu tarihten 2000 yılında DÇB'nin devletleştirilme sürecine kadar Xase yönetiminde görev yaptı. 1994'e kadar başkan yardımcısı, 1994-2000 arasında ise Başkanlık görevini yürüttü. Aynı dönemde DÇB'de muhtelif görevlerde bulundu. 1992'de çıkan Gürcü-Abhaz savaşında Kuzey Kafkasya'dan gelen gönüllü birliklerin örgütlenmesi ve yardım faaliyetlerinin icra edilmesini yönetenlerden biri oldu. 2001-2002'de muhalif Adıge Xeku gazetesini çıkardı. 2003'den bugüne kadar Rusya İnsan Hakları Derneği'nin KBC Şubesi'nin başkanlığını yürütmektedir. Dernek, bölgedeki insan hakları ihlallerine karşı mücadeleyi yürütmekte olup, mağdurlara karşılıksız hukuki destek vermektedir.
28-05-2010 - 1229 kez okundu

- Sayın Hatajuko, öncelikle başında bulunduğunuz İnsan Hakları Derneği ve amaçlarınızdan bahseder misiniz?

HV: Gelişmiş, medeni ulusların ortak kabul görmüş değerler i vardır. Bizim de bu değerleri kabul edip bunları sahiplenmemiz gerekir. Aksi takdirde ulusal değerlerimizi yeniden üretmemiz mümkün olmadığı gibi, medeni bir dünya toplumu haline gelmemiz de mümkün değildir. Bu değerler, demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü gibi değerlerdir. Örnek verirsek insan hakları aynı zamanda milli hakları da kapsar, halkın kendi dilini kültürünü yaşatması, vatanında kendi kaderini tayin hakkı da bu kapsamdadır. Biz gerek kendi bölgemizde, gerek içinde bulunduğumuz RF'nda, insan haklarının ve demokratik normların yerleşmesinin en önemli sorun olduğunu düşündüğümüz için bu yola girdik. Bu konuda çok önemli bir desteğe sahip olduğumuzu söyleyemem. Ancak az da olsa bu talepleri bizlerle paylaşan kesimler var.

- Bahsettiğiniz kapsam içinde RF'nun şu andaki konumu ve izlemekte olduğu rotayı değerlendirir misiniz?

HV: 1990'ların sonlarından itibaren RF yönetimi demokrasi yolundan çıkmıştır. Başta özgür seçim kriteri yok edilmiştir. Özgür basın yoktur. Şimdi Rusya'da bir şeylerin yazılamadığını, yada söylenemediğini söyleyemeyiz ancak örnek olarak TV tamamen devlet tekeline geçmiştir. Devletin dışında kalan kesim son derece cılız seslerdir. Ayrıca federatif haklar büyük ölçüde budanmıştır. Anayasaya göre burası Federasyondur ancak gerçekte artık buna federasyon denecek bir özellik kalmamıştır. Federasyonun parçaları idarecilerini seçememekte atama yoluyla gelmektedir. Aynı zamanda yerel yönetimleri Merkezde temsil eden temsilciler de seçilmemekte atama yoluyla gönderilmektedir. Yani Moskova'da bizi temsil edecek vekiller Moskova'nın bize atama yoluyla gönderdiği idareci tarafından atanmaktadır. Bunun demokrasiyle de federasyonla da bir ilgisi yoktur. Adım adım üniter sisteme gidilmektedir. Bunlar anayasaya da aykırıdır, insan haklarına da aykırıdır bireyin seçme hakkı fiilen yok edilmiştir.

- Peki, gerçekleştirilmiş olan bölge birleştirilmeleri, yeni ihdas edilen bölge valiliği gibi konular anayasaya uygun mu

HV: Elbette hayır, bu uygulamalar hukuka aykırıdır, federal anayasanın da açıkça ihlalidir. Bu oluşturulan okruglar federasyonun yapısını tahrip eden uygulamalardır ve anayasaya da aykırıdır.

- Bu Kapsamda yeni kurulan KKFB'ni ve Hloponin'in buraya atanmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

HV: Bu bölge valiliğinin kuruluş gerekçesi, bölgedeki ekonomik, sosyal ve politik problemleri daha etkin çözüme kavuşturma amacı olarak açıklanmıştır. Ancak bu yapılanmayla şu anda herhangi bir değişim emaresi görülmediği gibi ileride de iyi bir netice doğacağına da kesinlikle inanmıyorum. Tam aksine daha öncede bahsettiğim gibi federal sistemi tahrip edip ulusal haklarımızı ve özgürlüklerimizi sürekli daraltan bu uygulamaların daha büyük istikrarsızlık ve problemlere yol açacağına dair endişelerimiz artmaktadır.

- Bu yeni yapılanmanın, RF'nun sizin de daha önce belirttiğiniz gibi üniter sisteme gitme planının bir parçası olduğuna, Yerel cumhuriyetlerin adım adım yok edileceğine dair görüşler var. Sizin görüşünüz nedir? Ayrıca Adıgey'in bölge dışında bırakılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

HV: Etnik cumhuriyetlerin yok edilmesi fikrini taşıyan güçler Rusya'da eskiden beri var. Bu düşünceler bazen daha yüksek sesle ifade ediliyor. Bu fikir çerçevesinde Sibirya'da birtakım bölgeler birleştirilmiş bazı birimler yok edilmiştir. Ancak Kuzey Kafkasya için bu cesareti erken görenler de var. Bu tip bir uygulamanın burada yaratabileceği problemler Sibirya'ya benzemez. Jirinovski gibi etnik cumhuriyetlerin yok edilip halklarının başka yerlere sürülmesini çözüm olarak gören aşırı faşist fikirlerin yanında, şu anda acele etmemek gerektiğini, böyle bir uygulamanın büyük problemler yaratacağını söyleyen daha temkinli ve uzun vadeli planlar önerenler de var. Ama hiç kuşku yok ki arzulanan şey cumhuriyetlerimizi yok etmektir. Bunun denemesi Adıgey için yapılmıştır, çıkan tepkilerden dolayı ertelenmiş gözüküyor. Ayrıca bildiğiniz gibi RF Abhazya ve Güney Osetya'nın bağımsızlıklarını tanımıştır. Bir yandan bunların bağımsızlıklarını tanırken, diğer yandan kendi içindeki özerkliklere bile tahammülsüzlük gibi bir çifte standart, aynı zamana pek uymuyor gibi. Kısacası ben planın bu olduğu ancak uygulamanın şartlara göre bir zamana yayılacağı düşüncesindeyim.

- Hemen yeri gelmişken sormak istiyorum. Abhazya ve Güney Osetya'yı RF'nun tanımasının pek geçekçi bir niyet olmadığını, ileride ilhak etmenin ilk parçası olduğunu söyleyenler var. Siz ne düşünüyorsunuz?

HV: Güney Osetya'yı tartışmayı bile gereksiz görüyorum. Önünde başka bir yol gözükmüyor. Abhazya'ya gelince ne gözüküyor sizce nereye gidiyor? Sınırları kim tarafından korunuyor, kimin parasını kullanıyor, kimin pasaportuyla seyahat ediyor, ekonomisi kimin elinde? Bir ilhak arzusu olduğundan kimsenin kuşkusu yok. Mesele bunun nasıl ve ne zaman olacağıdır. Bu zaman içerisinde Abhazya'nın başka bir şans yaratıp yaratamayacağı da çok önemlidir tabii ki.

Güney Osetya'yı Gürcü soykırımından kurtarma hamlesi yaptığı söylenmiştir. Bence de kaç kişinin öldüğü önemli değil, insanlar bir millete mensubiyetten dolayı öldürülüyorsa soykırımdır. Rusya'nın Güney Osetya için yaptığını destekliyoruz. Ancak, hemen yanı başında büyük çoğunluğu çocuk ve sivilden oluşan en az yüz bin Çeçen'in öldüğü bir soykırım daha var. Büyük devletlerin hareketleri tamamen çıkar hesabıyladır ve çifte standartlıdır.

- Son yıllarda Çerkes soykırımının dünyada kabul edilmesi talebinde bir yükseliş görülüyor, bu çerçevede Gürcistan'da gerçekleşen konferansı nasıl değerlendiriyorsunuz?

HV: Çerkeslerin başına gelenlerin soykırım olduğuna hiç şüphe yok. Kabul edilmiş uluslararası normlara göre de soykırımdır. Bu konunun Gürcistan'da gündeme gelmesini de olumlu buluyorum. Gürcistan'da olsun başka ülkelerde olsun, bunun gündeme gelmesi ve tartışılması iyidir. Ancak ben Gürcistan'ın bunu sonuçlandıracağına ve soykırımı kabul edeceğine inanmıyorum. Burada benim dikkat çekmek istediğim bir konu var. Neden şimdi? Soykırım neden son zamanlarda daha aktüel hale geldi? Bunun baş nedeni bence, daha önce bahsettiğimiz gibi, RF'nun demokrasiden ve federal sistemden ayrılıp üniter sisteme doğru izlediği politikalardır. 90'lı yılların başlarında ulusal hareketlerin ilk gündeme getirdiği konulardan biri Rus-Kafkas savaşlarıdır. Daha önceki komünist yönetim esnasında bize öğretilen; vatanı terk etmiş soydaşların dini nedenlerle gitmiş oldukları, herhangi bir baskıya maruz kalmadıklarıydı. Hatta savaşların nedenini Çerkeslerin Ruslara rahat vermeyen sürekli saldırıları olduğunu söyleyip konsept oluşturanlar bile vardı.(Tarihçi Bliyev gibi). 80'li yılların sonlarından itibaren çok sayıda belge ortaya çıktı, bilimsel konferanslar yapıldı. Bu konferanslarda Adıgelerin vatanlarından zorla sürüldükleri, olayın tamamen soykırım olduğu gibi tespit ve kararlar çıktı. O dönemde Rus-Kafkas savaşlarının sonuçları ile bağlantılı başka konular da gündeme geldi. Soydaşların geri getirilmesi gibi, Kabardey'de de Adıgey'de de geriye dönüş yasaları çıkarılmıştı. 1994'te Yeltsin de Çerkeslere hitaben Rus Kafkas savaşlarının zalim ve haksız olduğunu kabul eden sözler söylemişti. O zamanlar bu tip prosesler devam ediyordu.

Şimdi ise tamamen farklı bir süreç işliyor. Hatırlarsanız birkaç sene evvel Adıgey'in Krasnodar'a katılması gündeme gelmişti. Bu amaçtan vazgeçildiğini bu gün de söyleyemeyiz. Adıgey diasporanın çok büyük bir kesimi için tüm Adıgeliğin merkezi olarak görülüyor. Bunun Krasnodar'a bağlanıp yok edilmesi Adıgelerin tamamen vatansız kalması gibi algılanıyor. Bence de doğrudur. Bu nedenle gerek diasporada gerekse burada çok ciddi endişe ve tepki yarattı. Diğer yandan Cumhuriyetlerimiz artık başkanlarını seçemiyor. Ayrıca yetkileri fonksiyonları budanmış iyice önemsizleştirilmiş durumdalar. Geriye dönüş yasaları iptal edildi. Dönenlerin vatandaşlık almaları çok zorlaştırıldı. Mesela Rusça bilme şartı kondu. Burada, zaten yetersiz olan, kültürün ve dilin yaşatılması ile ilgili uygulamalarda da ciddi gerileme var. Bütün bunlarla soykırım talebinin bu gün daha aktüel olması bence yakından bağlantılıdır.

- Gürcistan'ın bu eylemi kendi çıkarları için Adıgeleri kullanmak amacıyla yaptığını, buna güvenilmesinin ve katılınmasının hatalı olduğunu söyleyenler var, siz ne düşünüyorsunuz?

HV: Gürcistan'ın kendi çıkarı için yaptığı doğrudur. Ancak soykırımın Gürcistan veya başka biri tarafından tartışılması veya kabul edilmesi bize zarar vermez. Tam aksine faydalıdır. Ben de, bunun Gürcistan tarafından sonuçlandırılacağına ve soykırımın kabul edileceğine inanmıyorum. Daha şimdiden sündürme, çark etme emareleri gözüküyor. Ancak Çerkes soykırımı herhangi bir yerde tartışılırsa, kabul edilirse bizim için iyidir.

- Bildiğiniz gibi Çerkes sürgün ve soykırımı için yerel cumhuriyetlerimizde resmi tatil kabul edilen 21 Mayıs'ın son yıllarda etkisizleştirilmesi, 450.yıl gibi faaliyetlerle bulanıklaştırılması gibi gayretler göze çarpıyor bu konuda neler söyleyebilirsiniz?

HV: Bunlar daha önce bahsettiğimiz gibi demokratikleşmeye yönelişin olduğu zamanlardaki kazanımlardır. Sivil örgütlerin yok edilmesi ve bu kazanımların geri alınması gayretleri Rusya'daki emperyalist ve şövenist anlayışın tekrar yükselmesinin bir sonucudur.

- Bölgede gittikçe artan terörizm ve vahabizm problemleri ile ilgili değerlendirmeleriniz nedir?

HV: Bundan 5 yıl önce Nalçik'te meydana gelen 13 Ekim olayları olduğunda çok anlamlandıramamıştık. Bunun yükseleceğine devam edeceğine de ihtimal vermiyorduk. Zira bizim Çeçenler, Dağıstanlılar gibi bunu besleyecek tarihi ve kültürel temellerimiz yoktur. Biz bunu ortaya çıkaran temel faktör olarak Kokov ve Şogenov döneminin dindar insanlara karşı uyguladığı polis devleti uygulamaları olduğunu düşünüyoruz. Zira 2003'lerde bunların sayıları çok azdı. Dine yönelen normal ve bilgisiz gençlerin sürekli takip edildiği, polis tarafından camilerden çıkarılıp dövüldüğü, kendini ifade imkanlarının tamamen yok olduğu bir dönemin ardından 2 sene içinde birden ortaya çıkan bir tabloydu. Bu gün durum epeyce farklıdır, en azından bu olayları incelemek, analizini yapmak, savcılığa yazmak gibi imkanlar var. Bununla birlikte, halen insan hakları ihlalleri var. Son yarım yılda İslami kesimden sayılan 5 kişi kayboldu akıbetleri bilinmiyor. Artık İslami yer altı örgütleri var. Bunun tabii ki sosyo-ekonomik ve ideolojik temelleri de var. Şimdi Dağıstan ve İnguşetya'da bu tip olaylar bizden çok daha fazla. Örnek olarak İnguşetya'da bahsedilen faili meçhul kayıpların sayısı 350 civarında. Uzmanlara göre bu sayının üçte birinin terör örgütleri ile de bir ilgisi yok. Yakınlarını kaybedenlerin intikam saikleriyle bu işlere bulaşması da işin hacmini büyütüyor. Gidişat beni çok endişelendiriyor. Bu işi devlet, sivil, herkesin elbirliği ile bir biçimde durduramazsak bizde de Dağıstan ve İnguşetya'daki gibi bataklığın büyüme ihtimali var, o zaman konuşacak birşeyimiz kalmayacak. Kanoko'da bu işin bilincinde ve çok çaba gösteriyor.

Bu terörle mücadele meselesi tamamen güvenlik güçlerinin elindedir. Güvenlik güçleri kendi konularındaki işleri yapmalıdır. Ancak, bu işin politikasını, propagandasını, ideolojisini oluşturma gibi bir görev yürütüyor olmaları yanlıştır. Bunları zaten doğru yapamazlar. Bu işin nedenlerini araştırmak, insanların katılmalarını engellemek için yapılacak şeyler, propaganda gibi konular sivil örgütlerin yapması gereken çalışmalardır diye düşünüyoruz.

- Sivil toplum örgütleri var mı, onların verimli çalışması için gerekli atmosfer var mıdır?

HV: Yoktur. Ben de zaten bundan bahsediyorum. Gerçek sivil toplum örgütleri yok. Şayet Xase eskiden olduğu gibi olsaydı 13 Ekim olaylarının olması en azından bu düzeyde bir facianın olması bence mümkün değildi.

- Neden olmazdı, Mesela Xase ne yapardı?

HV: O zamanlar dine tekrar yöneliş başlamıştı. Xase bu konuyu sürekli kontrol altında tutuyordu, konferanslar düzenleniyordu. Adıgelerin dini nasıl yaşadıkları, kendi xabzeleri ile kültürel yapıları ile çatıştırmadan nasıl uyguladıkları ile ilgili açık bilgilendirme ve tartışma ortamı vardı. Adıgelerin din anlayışında herhangi bir fundamantalizm eğilimi yoktur. Ancak Xase ortadan kalkınca, kendini ifade etme imkanı kalmayınca, süreç yeraltına kaymış ve başka mecraya girmiştir. Ayrıca dışarıdan misyoner gibi gelen din öğreticilerini Xase'ye davet ediyorduk, kendilerini dinledikten sonra bizim kültürel özelliklerimizle çatıştırılan bir din anlayışını burada yaymaya kalkışmamaları konusunda uyarıyor, hassas konularda kendilerini de bilgilendiriyorduk.

- Son günlerde Başkan Medvedev İnsan hakları savunucuları ve birtakım sivil toplum örgütleri ile bir görüşme yaptı, sizde aralarında idiniz. Bu toplantını mahiyeti neydi, nasıl değerlendiriyorsunuz?

HV: Devlet Başkanlığı nezdinde Sivil Toplumu Güçlendirme ve İnsan Haklarını Koruma Konseyi adında bir kurul var. Toplantıyı bu kurul organize etti. Böyle bir toplantı ilk defa oldu. Neden derseniz, benim gibileri yani muhalif kabul edilen şahısları devletin davet edip, devlet başkanının onları muhatap alarak konuşması fikirlerini sorması daha önceden gördüğümüz bir olay değil. Benim bu konuyu abartıp çok büyük anlamlar yüklemem, kendi kendimi kandırmam gibi bir durum için daha çok erken, ancak Sn. Medvedev'in tavrı, söyledikleri, yaklaşımı kesinlikle önemsenmeye değer görülüyor. Öncelikle Kafkasya'daki durumun, terör atmosferinin devam edemeyeceğini, bunun kabul edilemez olduğunu, çözüm için yaklaşım biçiminin değiştirilmesi gerektiğini söyledi. Ekonomik açıdan işsizliğin çözülmesi, gençliğin her açıdan gelişme imkanlarına kavuşturulması gerektiğini belirtti. Bu konularda bir katkısı olabilecek, yasal zeminde çalışma yapan tüm kesimlerin bu çalışmalara dahil edilmesinin önemini vurguladı. Katılanları dinledi, bende fikirlerimi kısmen açıklama imkanı buldum. Terörle mücadelede hukuksuzluk dahil her şeyin kullanılabileceğini benimsemiş anlayışlar olduğunu, ancak hukuk ihlallerinin sadece anayasaya aykırı olmakla kalmayıp ayrıca durumu kötüleştirmek dışında hiçbir çözüm üretemediğini, üretemeyeceğini söyledim. Bu tespitlere katıldığını kendisi de belirtti, konuşmasının son bölümünde terörle mücadelenin hukuk ihlal edilmeden sürdürülmesinin önemini ve yaklaşım değişikliğinin gerektiğini söyledi. Bunlar çok umut verici şeyler. Acaba devlet eski yaklaşımlardan vazgeçmeye, gerçekten çözüm armaya başladı mı diye şahsen umutlanıyorum.

- Son olarak söylemek istediğiniz şeyler var mı ?

HV: Rusya, demokrasi rotasına tekrar girmediği, gerçek federasyon olmadığı, anayasasını, politik özgürlükleri, vatandaşlık haklarını, özgür seçimleri tekrar yoluna koymadığı takdirde, biz gerek milli problemlerimizi gerekse bahsettiğimiz diğer problemleri çözüme kavuşturamayacağız. Bu nedenle biz, bugün Rusya'da demokratik muhalefet oluşturmaya çalışan güçlerle işbirliği yapıyoruz. Tek umudumuz budur. Eski komünist ülkelerin çoğu, Orta Asya'yı saymazsak, özellikle Avrupa tarafı demokrasi yoluna girmişlerdir. Rusya bu konuda zorlanıyor, Bolşevik anlayışı, diktatörlük geleneği tekrar zorluyor. Fakat umutlanmamız gereken konular da var; başta pazar ekonomisi gibi, biraz yarım yamalak ta olsa ifade özgürlüğü gibi atılmış adımlar var. Bu nedenlerle umutlanıyoruz. Demokrasiye yönelimin, demokratik muhalefetin tekrar oluşabileceğini umuyoruz. Aksi takdirde hiçbir çıkış kapımız olamaz. Gerçek ve demokratik bir federasyona dönüşmeyi beceremezse bence Rusya'nın kendisi de yaşayamaz. Bu ülke üniter bir anlayışla ayakta tutulamaz.

Röportaj, İmdat Kip
26 Mayıs 2010, Nalçik
Cherkessia.net

Etiketler:
hatajuko valeri ile söyleşi

YORUMLAR
Yorum yapmak için giriş yapın...

MIZAGE DERGİ YÖNETİCİLERİ KAYSERİ'DE
KARAÇAY-BALKAR KÜLTÜR VE YARDIMLAŞMA DERNEĞİ 13. GENEL KURULU.
AYŞE & HAKAN EKER GELİN ALMA
ÇAĞDAŞ SANATLAR MÜZESİ'NDE MIZIKA DİNLETİSİ
ESKİŞEHİR KUZEY KAFKAS KÜLTÜR VE DAYANIŞMA DERNEĞİ CİHAN ERTOK İLE DEVAM DEDİ
ESKİŞEHİR KUZEY KAFKAS KÜLTÜR VE DAYANIŞMA DERNEĞİ GENEL KURULUNU YAPTI.
KAFKASYA UÇUŞLARI BAŞLADI
ARDA ARGUN'A LEON NİŞANI
ADİGE MİLLİ KIYAFET GÜNÜ KUTLANDI
KAFDAV YAYINCILIK ESKİŞEHİR KİTAP FUARINDA
/ 599>

EN ÇOK OKUNANLAR
Kayıtlı başka haber bulunmamaktadır