NART
NART

GİRİŞ
Kullanıcı Adı

Şifre





>Üye Değilim     >Şifremi Unuttum

ETİKET BULUTU

MÜZİK ÇALAR
4WORED1.MP3
8
12
11
4WORED3.MP3

Nart Ajans Reklam

OLMAYACAK DUALAR1 (DÖNÜŞÇÜLÜK)

Bu aralar Çerkes Ulusal Sorunu ile ilgili çok önemli tartışmalar göze çarpıyor. Bir yandan Cherkessia.net kendi çizgisini netleştiren görüşlerini yayınlarken, diğer yandan Sn. Hapae Erhan'ın ve Sn. Murat Özden'in açıklamaya devam ettikleri değerli görüşlerini de büyük bir ilgiyle izliyorum. Sn. Hapae'nin başlığı bence hepsi için en uygun başlık. Herkes bir bakıma kendi manifestosunu yayınlıyor. Hepsinin katıldığım , katılmadığım parçaları var. Bu manifesto bolluğunun bu dönemde ortaya çıkışı da tesadüf olmasa gerek. Gerek yakın tarihimizde yaşananlar gerekse şu an ortaya çıkmiş olan fiili durum, yeni değerlendirmeleri ve yeni yol arayışlarını zorunlu kılıyor sanki. Çerkesler diyasporada yok oluşun cenderesine iyice sıkışırken, anavatanla ilgili umut kırıcı gelişmler de vatansever insanları iyice sarsıyor. Acil önlem arayışları için adeta sıkıştırıyor. Bu nedenle katılsam da, katılmasam da samimi olduğunu düşündüğüm yol arayışlarını saygıyla karşılıyor ciddiye alıyorum.
05-07-2010 - 1364 kez okundu

Bu manifestolar zincirine ben şimdilik bir katkıda bulunamayacağım. Benim şimdiye kadar, içinde Abhazya ve Abazaların olmadığı çözüm projelerim olmamıştır. Özellikle son yıllarda Kuzeydeki olumsuz gelişmelerin de etkisi ile, bari Abhazya'yı da kaptırmayalım, bir tane özgür yerimiz kalsın, özellikle diyaspora tamamen Abhazya'ya yoğunlaşsın diye savunduğum görüşler de yakın tarihte çöktü. Yeni gelişmelerle kendimi hariçten gazel okurken buldum. Hayatım boyunca vatanımın bir parçası olarak gördüğüm Abhazya'nın artık "Kardeş ülke Pakistan" olduğunu, bir Adige olarak da Abazalara dost , kardeş halk, fakat sonuç itibariyle yabancı olduğumu kabullenip alışmaya çalışıyorum.

Dönüşçülüğü çökmüş, Abhazlarla ortak gelecek projesi çökmüş, üniterizme giden RF nin içinde mutlu bir gelecek umudu çökmüş, yani manifestoları çökmüş birinin yapabileceği şey galiba neyin olmadığını, neyin olmayacağını ortaya koymak olacaktır. Bunu yapmak şu an daha kolaydır, zira bazı şeyler yaşanmış ve gerçekler ortaya çıkmıştır. Bu tesbitleri yapmak ayrıca gereklidir. Çünkü doğru çözüm önerileri de ancak doğru tesbitler üzerine kurulabilir. Neleri yapmak gerektiğini belirlemeden önce neleri yapmamak gerektiğini tesbit etmek bence gereklidir. Ben işte bu konuda katkıda bulunmaya çalışacağım.

Söyleyeceklerimin birçok insanı rahatsız edebileceğini, hayallerini zedeleyebileğini biliyorum. Ancak yen içinde kırık kol taşımanın kolu iyileştirmediği gibi, kendimizi aldatmak dışında bir işe yaramadığını artık net olarak görmemiz gerekiyor. Olmayacak dualara amin dememeyi öğrenmek belki bir başlangıç olabilir.

Öncelikle Sn. Hapaenin manifestosundaki tesbitlerin çoğuna katıldığımı söylemeliyim. Demokrasi, ve savaşsız çözüm öneriyor. Evet gerek diyasporada gerekse anavatanda çerkeslerin varlığını idame ettirebilecek tek ortam gerçek demokrasidir. Ancak bence bu da yeterli değil. Çerkeslerin durumu, artık sadece özgürlük değil özel koruma ve pozitif ayrımcılık ta gerektiriyor. Bizim bu talebi Dünyadaki her platformda yükseltmemiz doğru olur kanısındayım. Tesbitlerine katılmakla beraber, umutlarına malesef katılamıyorum. Diyasporada ne olur bilemem ama, RF ye demokrasi gelinceye kadar kurbağanın gözü patlar. RF sarhoş kafayla kısa bir dönem demokrasiye yönünü çevirdikten sonra, ayıkmış, tamamen tersi istikamette yol almaktadır. Bu yolculuğun en olumsuz faturaları da malesef Kafkasya'ya yansımaktadır. Demokrasiye umut besleyen pek kimse olmadığı gibi, daha da kötüsü, demokrasi talebi bile yok denecek kadar cılızdır.

Çerkesya Yurtseverleri ve sayın Özden'in estirdikleri rüzgar ruhumu biraz okşamakla beraber, gerek uluslaşma projeleri, bunun haritası, unsurları ve örgütlenme biçimlerini henüz kafamda bir yere oturtamadım. Biraz zamana ihtiyaç var galiba, bu rüzgarın gazına henüz gelemiyorum. İçerik açısından olmasa da metod açısından Çerkesya yurtseverlerine bir eleştiride bulunmak istiyorum. O da sırf amaçlanan şeye hizmet ediyor diye yanlış desteklerden istifade edilmesidir. Bunun örneklerinden biri, sırf yakamızdan düşsünler anlayışı ile aslında Abhazya ve sorunlarından Adige'leri, sürgün ve soykırım söyleminden de Abazaları uzaklaştırmak için kurdurulduğu ortaya çıkan Abhaz Fed'in desteklenmesidir. Görülmüştür ki ilk hareketleri önce kendi tarihlerini inkar, ardındanda bizim tarih ve bayrağımıza saldırmak olmuştur. Diğeri de Rusya Bilimler Akademisinin Çerkes fetvasından medet umulmasıdır. Çerkesler kendi kavramlarını kendileri tanımlamalıdır. Bu akademi yarın soykırım yoktur fetvası verebilir, o zaman ne yapacağız. Fetvayı isteyen DÇB'nin de son on senede hayırlı bir iş yaptığı görülmediğine göre bu işten zaten kıllanmamak elde değil. RF nin istemediği bir kararı, bırakın Akademiyi, DÇB nin kendisi dahi vermez. Bu gerçeği bilmemek mümkün değildir.

Olmayacak dualardan biri, benimde içinde bulunduğum dönüşçülük anlayışıdır. Son 20 yıllık perfomansın özeti sadece başarısızlıktır. 20 yılda tüm Çerkesya topraklarına buradaki ortalama bir köyü oluşturacak kadar insan dönmemiştir. Bunun son on yılda gelen kısmı çok az olup şimdi dönmekte olanlar da iyice seyrekleşmiştir. Dönenlerin bir kısmı da geri gitmiştir. Şartların, en azından hukuki altyapı ve bürokrasi açısından çok elverişli olduğu ilk yıllarda dönmeyenlerin, şimdi tamamen aleyhe dönen ve kat kat zorlaşan ortamda döneceklerini beklemek te bence gerçekçi değildir. Bu dönemde zaten demografik açıdan çok bozuk olan Çerkesya topraklarına yaklaşık 300bin ile 500 bin arasında tahmin edilen Ermeni daha yerleşerek demografik yapı daha da bozulmuştur. Bu rakam dönen Çerkes sayısının 100 katından fazladır.

Dönmüş olanların büyük çoğunluğunun da ulusal kaygıları olan dönmesi beklenen kişiler olmaması da ilginç bir ayrıntıdır. Özellikle Çerkes halkının içindeki maceracılar, sahtekarlar kapıdan ilk girenler olmuşlardır. Bunların birkısmı birkaç vukuattan sonra terketmişlerse de bir kısmı da kalıcı olmuştur. Bu açıdan bakıldığı zaman dönmüş olanların dışarıya verdikleri ilk izlenim de pek parlak değildir. Bu özellikle Kabardey için böyledir. Adigey'de ki durum için çok fazla birşey söyleyemem. Aslında bu durum da çok doğaldır. Açılan bir kapıdan ilk dalanların bu tip insanlar olması normaldir. Benim burada vurgulamak istediğim dönüşçülüğün bu nüfüs hareketinde de önemsenecek bir payının olmamasıdır.

Neden böyle olmuştur. Neden bu kadar başarısız olunmuştur. Bunu çok iyi sorgulamak gerekir. Bunların muhtelif cevapları olmakla beraber bence temel sorun kurgunun başından yanlış kurulmuş olmasıdır. Dönüşçülük düşüncesi Sovyet Sisteminin ayakta olduğu dönemde bu sisteme uyumlu argümanlarla oluşturulmuş bir düşüncedir. Temel önermeleri şöyledir.

- Çerkesler muhacerette hızla asimile olmaktadırlar ve böyle giderse yakın bir gelecekte yok olacaklardır.

- Sovyet sistemi halkların kendi kaderlerini tayin hakkı çerçevesinde bizlere özerk cumhuriyetler ihdas etmiş, halkımız kendi topraklarında kültürel varlıkları garanti altında mutlu yaşamaktadırlar.

- Ulusal sorunlarımızın çaresi çantalarımızı alıp oraya dönmektir.

Oradan nasıl çıkarıldığımız konusunda da dönülecek yerden ithal bir tarih anlayışı ortaya konuyordu. Çarlık Rusyasının işgalci politikası nedenlerden biri olmakla beraber, asıl sorun İngilizin, Osmanlının, feodallerimizin ve din adamlarının çıkarları ve kandırmacaları idi. Bu açıklama ile toprağımızı işgal edip bizi oradan atan gücün suçu iyice hafifliyordu. Ne de olsa dönmemize izin verecekti.

Sorunu tanımlayan birinci madde dışında kalan bütün tesbitler sakat olmakla birlikte, Sovyetlerin var olduğu bir ortamda kendi içinde tutarlıydı. Anavatandaki durumu benimseyip dönecek bir irade ve onu kabul edip yerleştirecek diğer bir iradenin birleşmesi çözüm için yeterli idi. Ancak sovyetlerin bir anda çökmesiyle ortaya çıkan tablo karşısında Çerkesler tamamen hazırlıksızdı. Dönüşçüler de eski anlayış ve alışkanlıklarla yeni duruma uyum sağlayamadılar. Kargaşanın otorite boşluğunun ve ekonomik çöküntünün hüküm sürdüğü ilk yıllarda, yasal zemin çok uygundu. Yerel yönetimlerin bir takım güçleri, federal özellikleri vardı. Soydaşlarının dönmesi konusunda istekli idiler. Yerel parlamentolarda Sürgün ve soykırım kabul edildi , dönüş yasaları çıktı. 2000 lere doğru değişen yönetim anlayışı ile birlikte işler tamamen tersine döndü. Dönüş yasaları federal yasalara aykırılık gerekçesi kaldırıldı. Bürokratik engeller kat kat arttırıldı, vatandaşlık işlemleri çok zorlaştırıldı. Çeçenistan'daki durum bahane edilerek, Çerkeslerin bırakın geri dönüşünü, rahat turistik seyahat bile yaptırılmadı.

Otorite boşluğunun olduğu dönemde de, merkezi idare yasaların uygunluğuna rağmen oyalama taktiklerini uyguluyor, sürece birtakım engeller koyuyordu. Ancak sonradan ortaya koyduğu irade son derece açıktır. RF da Çarlık Rusyası gibi içinde Çerkes olmayan Çerkesya'yı tercih etmektedir. Geriye dönüş diye bir hak artık hukuken yoktur. Sadece her türlü bürokratik engeli aşıp, sayısı her yıl arttırılan bir sürü belgeyi toplayarak uyumlu yaşamak kaydıyla yaklaşık 5 ile 10 yıl arasında değişen sürede RF vatandaşlığını talep etme hakkı vardır ki bu haktan Hakkari'li bir Kürt te yararlanabilir. Ve bu amaç Kafkasya dışında Rusya içlerinde bir bölgede çok daha zahmetsiz gerçekleştirilebilir.

Dönüşçü hareket bütün bu sürecin içinde ya varlık göstermedi, ya da sanki Sovyetler hala varmış gibi hareket etti, eski söylem ve anlayışına sadık kaldı. Sovyet sosyalizmine olan platonik aşkını, bunca süreçten geçerek içinde faşist motifleri de barındıran bir diktatörlüğe yaklaşmış RF için de korumayı başardı. Bu anlayışın belki de en ciddiye alınabilir yıkılmaz abidesi Dr. Nejdet Hatamdır. Yıkılmaz kalesi DÇB ile beraber halen ayaktadır. Geçen zaman, yaşanmış olaylar onu hiç değiştirmiyor, söylemlerini aynen muhafaza ediyor. Kendilerine altın tepsiyle uzatılmış, vatana dönüp mutlu yaşama hakkını bir türlü kullanmayan "sürgünümsü"lere, "aydınımsı"lara, "yutseverimsi"lere kızıyor. Bunlara sanki biraz dargınımsı, kırgınımsı gibi. RF'nun artık federasyon olmaktan çıkmış olması, cumhuriyetlerin içinin boşaltılmış olması, adlarından başka hiçbir özelliklerinin kalmamış olması, sivil toplum örgütlerinin yokedilmesi, insan hakkı ihlalleri, bu uygulmalarla istikrasızlığın artması, bu atmosferden beslenen radikal hareketlerin büyümesi, vs, vs, onu hiç ilgilendirmiyor. Kısacası vatanın gittikçe daha yaşanmaz hale geliyor olması onun sahasına girmiyor. Bunların dile getirilmesine bile karşı. Bunları dile getiren Hatajuko gibi vatanseverleri RF'nun destabilizasyonunu (istikrarsızlaştırılmasını) istemekle suçluyor. RF'nun istikrar müdürü gibi büyük bir sadakatle çalışıyor. Ne yazık ki sürgünümsü, aydınımsılar onu bir türlü anlamıyorlar. Diğer yandan RF'da onu anlamıyor, istikrarı Çerkeslerin dönmemesinde görüyor olmalı ki işi durmadan zorlaştırıyor.

Neyse konuyu çok genişletmeden özüne dönersek, dönüşçü düşüncenin oluştuğu koşullar tamamen değiştiği için, kendisini yenileyemeyen, dönüştürüp yeniden üretemeyen dönüşçülüğün hiç bir sağlam ayağı kalmamıştır.

- Diyasporada yokoluşun tehlikesi gerçek olmakla beraber, dönüş bu işin çözümü değildir. Anavatanda da aynı asimilasyon süreci hızlanarak devam etmektedir. Ayrıca buralardaki yapı ve kazanımları da koruyamama sıkıntısı vardır. Kültüre, dile, bilime sovyetlerdeki gibi yeterli kaynak ayrılmamakta kalite gittikçe düşmektedir. Kültür ve bilimle uğraşan insanların hayat standartları düşmüş, eskiden toplumun en rahat ve prestijli kesimi iken en sıkıntılı kesimlerinden biri haline gelmişlerdir. Kısacası kültürle uğraşmak para kazandırmamaktadır.

- Dönüşçülerin istediği dönüş hukuki nitelik olarak da sakattır. Sürgün ve soykırımın acı sonuçlarını telafi etmeye yönelik bir hakkın iadesi olmayıp sadece dönülecek devletten istenen bireysel bir sadaka niteliğindedir. Rusya'nın açıkça ortaya koyduğu irade dönüşün karşısındadır. Bir hak olarak kabul ettirilip özel düzenlemelerle tescil edilmedikçe, Rusya'ya rağmen kitlesel dönüş mümkün değildir.

- Dönüş için belki de en önemli sorun bu işin ekonomik portresi olmuştur ve şimdide öyledir. Ekonomik açıdan dönüp anavatanda yeni bir hayata başlamak eskisinden çok daha büyük kaynaklar gerektirmektedir. Bu da ancak gönüllü bir devlet iradesi ve desteği ile çözülebilir.

Görülüyor ki Çerkesler gerek anavatanda gerekse diyasporada yaşayacaklar, her yerde var olma mücadelesine devam edeceklerdir. Şu anda dönüş diye bir süreç işlememektedir. İşleyen sadece bireysel hareketlerdir. Bu yazdıklarımdan birileri benim bu bireysel dönüşlere karşı olduğumu çıkarmaya kalkışabilir. Hayır, tam tersine ben bu tercihi yapanlara halen taraftarım, ve artmasını da temenni ederim. Lakin dilek ve temenniler bir yana, gerçeklerle yüzleşmek de gerekmektedir.

Sn. Hatam son yazılarından birinde "sürgünümsü", "yurtseverimsi" leri, eleştirirken "riya"dan bahsediyor. Riyanın iki yüzlülük, gösteriş için yapılan hareket olduğunu açıklıyor. Ben de biraz katkıda bulunayım. Evliya Çelebi kendini tanımlarkan "Evliyayı bi riya" der. Yani riyasız Evliya. Halbuki Evliya Çelebi edebiyatta abartma sanatının, yani palavra sanatının tarihteki en büyük üstadlarından biri olarak bilinir. Bu dönüşçülüğü de bir ulusal çözüm projesi olarak sunmaya devam etmek, bence saflık değilse artık riyanın ta kendisidir.

Bundan sonraki yazımda olmayacak başka bir duadan bahsedeceğim.
İmdat Kip www.cherkessia.net

Etiketler:
olmayacak dualar1 dönüşçülük

YORUMLAR
Yorum yapmak için giriş yapın...

MIZAGE DERGİ YÖNETİCİLERİ KAYSERİ'DE
KARAÇAY-BALKAR KÜLTÜR VE YARDIMLAŞMA DERNEĞİ 13. GENEL KURULU.
AYŞE & HAKAN EKER GELİN ALMA
ÇAĞDAŞ SANATLAR MÜZESİ'NDE MIZIKA DİNLETİSİ
ESKİŞEHİR KUZEY KAFKAS KÜLTÜR VE DAYANIŞMA DERNEĞİ CİHAN ERTOK İLE DEVAM DEDİ
ESKİŞEHİR KUZEY KAFKAS KÜLTÜR VE DAYANIŞMA DERNEĞİ GENEL KURULUNU YAPTI.
KAFKASYA UÇUŞLARI BAŞLADI
ARDA ARGUN'A LEON NİŞANI
ADİGE MİLLİ KIYAFET GÜNÜ KUTLANDI
KAFDAV YAYINCILIK ESKİŞEHİR KİTAP FUARINDA
/ 599>

EN ÇOK OKUNANLAR
Kayıtlı başka haber bulunmamaktadır