NART
NART

GİRİŞ
Kullanıcı Adı

Şifre





>Üye Değilim     >Şifremi Unuttum

ETİKET BULUTU

MÜZİK ÇALAR
apsuva
1
4SIMD.MP3
35305319 - Adige Nise 15.MP3
13

Nart Ajans Reklam
TARİHİ DEĞİŞTİRENLER

asdasdas asd asdas

YORUMLAR
HATİCE ŞİRİN Kuyoko Nalbiy 20 temmuz 1938’de Kunçukohable köyünde doğdu. Orta öğrenimini bitirdikten sonra Orman işletmelerinde işçi olarak çalıştı.1962 yılında Adığe öğretmen enstitüsü filoloji fakültesini bitirdi.”Sosyalist Adığey” gazetesinde çalıştı.Daha sonraları öğretmenlik,gazetecilik yaptı.1991-1993 yıllarında “Ğuaze” gazetesi redaktörü olarak görev yaptı.1994 yılından itibaren “Samğur” adlı çocuk dergisini çıkardı.1996 yılından itibaren de Adığe basımevi redaktörü olarak görev yaptı. Eserleri 1962 yılından itibaren yayınlanıyordu. Adığece yayınladığı kitapları: “Yeryüzü yüreğimde dönüyor”-1968, “Kiraz ağaçları”-1971, “Sıcak kıyılar”-1973, “Kimdir gökyüzünü yukarı kaldıran”-1976, “Bir ışın,birses,bir tüy”-1981, “Yeryüzü ve gökyüzü hepimizin”-1983, “Kartopu çiçeği”-1985, “Elim ufuğa değiyor”-1987, “Kalbin ışığı,ruhun sıcaklığı”-1988, “Suyun götürdüğü höyük”-1991, “Güdük ve yumurta”-1992, “Adığeceyi kim iyi bilir”-1994 , “Kalp yaraları”-1995, “Seçme eserleri”-1998, “Muhammet peygamberin yaşamı ve bilimi”-1993, “Kara dağ”-2002. Rusça yayınladığı kitapları : “Umut dansı”-1982, “El ele dans”- 1982, “Yakındaki yıldız”-1984, “Soğutulmuş vişne”-1986, “Kara dağ”-1997, “Çocuklar için ev”-2000, “Ölülerin şarabı”-2002. Kuyoko Nalbiy’in “Çocuk ve kötü ruh”, “Pşı-vork savaşı”, “Suyun götürdüğü höyük”, “Atalarımızın şarkıları”, “Savsuruko’nun ateşi”, “Yalvarıyorum beni defnedin”, “Vur benim sopamla” adlı piyesleri adığe tiyatrosunca oynandı.”Umudun alacakaranlığı” adlı sanat filminin senaryosunu yazdı. Şekspir’in “Hırçın kız “,Goldoni’nin “Hanın sahibi”, Molyer’in “Tartuffe”, Gogol’un “Müfettiş”,Çehov’un “İvanov” adlı piyeslerini adığeceye çevirdi. Şiir ve makaleleri “Durujba narodov”,”Studentiçeski meridian”, “Literaturnaya gazeta”, “Literaturnaya Rossiya” dergilerinde yayımlandı.Kimi şiirleri şarkı olarak bestelendi.Kimi şiirleri de Gürcüce,Bulgarca,Çekçe ve Türkçe’ye çevrildi. Kuyoko Nalbiy “Adığe Cumhuriyeti saygın sanatçısı”ünvanı sahibidir.Adığe Cumhuriyeti edebiyat ödülünü almıştır. (2002).1974 yılından beri R.F.Yazarlar Birliği üyesiydi.. Not: Adıgey’de ki çocuk tiyatrosu Şığıjiy gurubunun seslendirdiği Kuyoko Nalbiy şiirinin linki: https://drive.google.com/file/d/0B0ipDDDhPA7nNVN2SlZrQTRRY0k/view?pli=1 Çetao İbrahim, Mıyekuape Cherkessia.net, 20Temmuz 2015
HATİCE ŞİRİN Kuyoko Nalbiy 20 temmuz 1938’de Kunçukohable köyünde doğdu. Orta öğrenimini bitirdikten sonra Orman işletmelerinde işçi olarak çalıştı.1962 yılında Adığe öğretmen enstitüsü filoloji fakültesini bitirdi.”Sosyalist Adığey” gazetesinde çalıştı.Daha sonraları öğretmenlik,gazetecilik yaptı.1991-1993 yıllarında “Ğuaze” gazetesi redaktörü olarak görev yaptı.1994 yılından itibaren “Samğur” adlı çocuk dergisini çıkardı.1996 yılından itibaren de Adığe basımevi redaktörü olarak görev yaptı. Eserleri 1962 yılından itibaren yayınlanıyordu. Adığece yayınladığı kitapları: “Yeryüzü yüreğimde dönüyor”-1968, “Kiraz ağaçları”-1971, “Sıcak kıyılar”-1973, “Kimdir gökyüzünü yukarı kaldıran”-1976, “Bir ışın,birses,bir tüy”-1981, “Yeryüzü ve gökyüzü hepimizin”-1983, “Kartopu çiçeği”-1985, “Elim ufuğa değiyor”-1987, “Kalbin ışığı,ruhun sıcaklığı”-1988, “Suyun götürdüğü höyük”-1991, “Güdük ve yumurta”-1992, “Adığeceyi kim iyi bilir”-1994 , “Kalp yaraları”-1995, “Seçme eserleri”-1998, “Muhammet peygamberin yaşamı ve bilimi”-1993, “Kara dağ”-2002. Rusça yayınladığı kitapları : “Umut dansı”-1982, “El ele dans”- 1982, “Yakındaki yıldız”-1984, “Soğutulmuş vişne”-1986, “Kara dağ”-1997, “Çocuklar için ev”-2000, “Ölülerin şarabı”-2002. Kuyoko Nalbiy’in “Çocuk ve kötü ruh”, “Pşı-vork savaşı”, “Suyun götürdüğü höyük”, “Atalarımızın şarkıları”, “Savsuruko’nun ateşi”, “Yalvarıyorum beni defnedin”, “Vur benim sopamla” adlı piyesleri adığe tiyatrosunca oynandı.”Umudun alacakaranlığı” adlı sanat filminin senaryosunu yazdı. Şekspir’in “Hırçın kız “,Goldoni’nin “Hanın sahibi”, Molyer’in “Tartuffe”, Gogol’un “Müfettiş”,Çehov’un “İvanov” adlı piyeslerini adığeceye çevirdi. Şiir ve makaleleri “Durujba narodov”,”Studentiçeski meridian”, “Literaturnaya gazeta”, “Literaturnaya Rossiya” dergilerinde yayımlandı.Kimi şiirleri şarkı olarak bestelendi.Kimi şiirleri de Gürcüce,Bulgarca,Çekçe ve Türkçe’ye çevrildi. Kuyoko Nalbiy “Adığe Cumhuriyeti saygın sanatçısı”ünvanı sahibidir.Adığe Cumhuriyeti edebiyat ödülünü almıştır. (2002).1974 yılından beri R.F.Yazarlar Birliği üyesiydi.. Not: Adıgey’de ki çocuk tiyatrosu Şığıjiy gurubunun seslendirdiği Kuyoko Nalbiy şiirinin linki: https://drive.google.com/file/d/0B0ipDDDhPA7nNVN2SlZrQTRRY0k/view?pli=1 Çetao İbrahim, Mıyekuape Cherkessia.net, 20Temmuz 2015
HATİCE ŞİRİN HATİCE ŞİRİN KÖYÜM YÜREĞİMİN DEMİRİ Huzur insanın yüzüne kendiliğinden yerleşen sebepsiz bir tebessümdür. Kendini bu kadar iyi hissetmenin adı nedir? Yeşilliğin olağanüstü cümbüşü kalbime neşe çığlıkları arttıracak kadar güçlüydü. Yüreğim gördüklerime telaffuz ederse eğer; yüreğimin gördüğüm manzara karşında gökkuşağı olmasıydı. Hayatıma giren bu dev mutluluk henüz zikredemediğim yeni bir kapıyı aralayacaktı. Gözlerim bu muhteşem doğayı görmüştü. Gerisini yüreğim anlatacak. Dünyanın bütün renklerini içinde barındıran sessizliğin yankısıydı köye varışım. Doğa bana en cömertliğiyle kucak açıyor, kelimelerim manasız kalıyordu gördüklerimi anlatmaya. Yüzyıllar sürmüş derin bir uykudan uyanmaktı benimkisi. Tükenen yine zamandı en güzelinden. Meşe ağaçlarının elimden tutuşu, gizemli rüzgârın saçlarımı okşayıp ruhuma deli gibi esişi gibiydi köye olan yolculuğumuz. İçimde bestelediğim özlem şarkıları, hasret duaları… Kendi bestemi yapmıştım. Doğanın içinde olmak ne büyük haz, mührünü yüreğimden söküp attığım tek şifreli hayat. Köydeyim en dokunaklı hasretleri geride bıraktım. En dokunaklı kavuşmalar bu kadar güzel olamaz. Kelimeler yüreğimde doğru adresindeydi bilinmezliklerin. Günbatımında içimdeki hırçınlık daha da arttı. Günün en güzel saatinde kendimi doğaya bırakmıştım. Tadını çıkartıyordum zamanın, güneşin, insanlarla paylaşımlarımın. Mutluluğumu bozacak kelimelerimi benliğimden atmıştım oracıkta. Sözlerim, dualarım, yüreğim, sessizliğim anlatabilecek miydi dile düşenleri. Benimkisi koca bir arı kovanına parmak sokmaktı tatlı balından almak için doğanın. Şimdi gözlerim alaca renklerde mıhlanmış duruyordum. En asil duruşuyla bizi karşılamıştı köyüm. İnsanlarını, zamanlarını, olaylarını sevdiğim, özlediğim yerdeydim. Rahmetli Adıge guaşesi anneannem derdi ki; ‘Ağzının tadı yoksa ve bir öküz oturmuş gibi hissediyorsan sırtına, bir kalmuk çayı demle kızım. Doldur üç bardak. Biri sağlığına, biri varlığına, biri yandığına olsun. Birini hemen içeceksin sıcak sıcak, birini ılık ılık, bırak diğeri soğusun. Sen nasıl olsa hangisine niyet ettiğini yudumlarken düşünür durursun’’ Önce kendi hafızamı yokladım hangi gökkuşağının kelimelerini biriktirmiştim heybemde. İçimde bin bir türlü sitem var. Kendimde suç buldum yıllardır niye kaçırmıştım bu enfes manzara şölenini? Evet, doğru adresteydim. Yeni yeni kelimelerim var lügatımda. Kalemimi gökyüzü deryasına sonra yüreğimin ince sızı sezasına daldırdım. Kadife yumuşaklığındaki yere indim. Beni getiren arabadan selam çaktım doğaya ve bizi bekleyen güzel insanlara. Şehrin kuru kalabalığı kuru gürültüsü yoktu çevrede. Hafızama her şeyi kaydediyordum tıpkı kalbime kaydettiklerim gibi. En açığından en koyusuna kadar baharın ortasındaydım. Nasılda saygı duyamazsın karşılayan tüm güzelliklere. Bizi karşılayan güzel insanların arkasından yola düştük. Yanımda getirdiğim defter yüreğimin defteri olmuş, yıllarca saklanan güneşimi ve kelimeleri bulmalıydım. Her dakikanın kıymetini bilmeliydim. Huşhamafe dağından köyümü seyrettim. Dalından koparılmayı bekleyen karamuklar, mis gibi domates kokan tarlalar, lezzetiyle damağınızda kalan köy yumurtası, tadı anlatılmaz gözlemeler, tertemiz ciğerlerinize çektiğiniz havası, özgürce ayaklarınızla bastığınız çimenleri, köyümün arsız yağmurları, ruhunuzu dinlendirdiğiniz meşe ağaçları, söğüt ağaçları, çeşmesinde, camisinde, bahçesinde her santimetrekaresinde anılarımız vardı. İnsanın gideceği köyü olması ne kadar güzel. Ruhundaki zenginliklerle yurduna dönmesi. Ya gidemeyenler? Ya da dönemeyenlerin çilesi? Herkes gitmeliydi herkes görmeliydi yurdunu… Geçmiş ile gelecek kucaklaşmalıydı en asilinden. Taptaze yeni çıkmış tandır tadında bölüşerek yemeliydik hayatı. Yağmurdan sonra kokan toprak kokusunu birlikte ciğerlerimize çekmeliydik. Akşamları evimizin terasına çıkıp yıldızları paylaşmalıydık alabildiğine. Kurutulmuş erik hoşafı, kaynatılan halujlar ve Çerkez pastası. Koskoca bir tepsi bal, dalından koparılmış körpe zeytin, keçi peyniri en doğalından. Burada internet yok, telefon yok, cips yok, kola yok, market yok bayat hayatlar yok. Yüreğini katık yapıp mektup yapmak zamanı. Karanlığa istediğiniz kadar ıslık çalıp çelme takabilirsiniz, sıvası dökülmüş taş duvarlar, leğende bekleyen çamaşırlar, kaynatılmayı bekleyen su dolusu kazanlar, dağında bir bardak çay içilesi sohbetler. Gönlümüzün bayram olduğu seyran olduğu yer. Yüreğinizden uçsuz bucaksız gökyüzüne uçurtmalar uçurduğunuz, kocaman kocaman başınıza konan yıldızlarını yakalamaya çalıştığınız yer. Havanın serinliğinde hastalandığında koca karı ilaçları, radyoda esrarlı bir şarkı Taşlı yollarında Lastikli ayakkabılarınızla yürüyüp hava atmaktır çocuk yüreğiyle. Cesaretti köyde yaşamak hayata sımsıkı bağlanmayı öğreten. Köyde yaşam bazen öğretmen bazen öğrenci olmaktı hayata karşı. Dünyadan habersiz dünyayı algılamaktı safiyet halinde. Kuru soğanla ekmeğin tadını bulamazdın bayat hamburgerlerde. Et suyuna değil yürek çorbasına batırılan yemeklerdi yenilen. Köye gelmek kır gezisi moda piknik değil, tarihe dokunmak koca çınarlara yaslanarak geçmişi dinlemekti derinden. Herkesin kapısında kilidi yoktur tıpkı yüreğinin kapıları gibi açık Köydeki akrabalarınızın sayısı sizi hayrete düşürür. Bilim adamlarının bile hala çözemediği doğal huzur. Kamalarıyla atlarıyla vatanını bekleyen gençler. Uzun upuzun saçlarında örgü, yüreğinde vatan kokan adıge pşaşeler. Deli gibi gürlemesiyle zamana şahitlik eden Çaprap . Köyünü terk edip ana vatanını yüreğine gurbet edenlerin özüydü köyüm. Adını gizli tarihinden alan iki dağ arasında doğasıyla havasıyla suyuyla herkesi karşılayan Bursa Merkez’e 120 ve M.Kemalpasa ilçesine yaklaşık 40km. uzaklıkta GÜVEM… Hatıralarımızda silinmez izler bırakacak şenliklerde buluşmak dileğiyle... *** MEMLEKET İSTERİM Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun, Kuşların çiçeklerin diyarı olsun. Memleket isterim. Ne başta dert, ne gönülde hasret olsun, Kardeş kavgasına bir nihayet olsun. Memleket isterim. Ne zengin fakir, ne sen ben farklı olsun; Kış. günü herkesin evi barkı olsun Memleket isterim Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun; Olursa bir şikâyet ölümden olsun. CAHİT SITKI TARANCI. Hadjimoukoff Hatice Şirin Uyanık / PATİKALAR DERGİSİ NİSAN 97.SAYI - KEKİL ŞİMŞEK - patikalardergisi@gmail.com
HATİCE ŞİRİN KÖYÜM YÜREĞİMİN DEMİRİ Huzur insanın yüzüne kendiliğinden yerleşen sebepsiz bir tebessümdür. Kendini bu kadar iyi hissetmenin adı nedir? Yeşilliğin olağanüstü cümbüşü kalbime neşe çığlıkları arttıracak kadar güçlüydü. Yüreğim gördüklerime telaffuz ederse eğer; yüreğimin gördüğüm manzara karşında gökkuşağı olmasıydı. Hayatıma giren bu dev mutluluk henüz zikredemediğim yeni bir kapıyı aralayacaktı. Gözlerim bu muhteşem doğayı görmüştü. Gerisini yüreğim anlatacak. Dünyanın bütün renklerini içinde barındıran sessizliğin yankısıydı köye varışım. Doğa bana en cömertliğiyle kucak açıyor, kelimelerim manasız kalıyordu gördüklerimi anlatmaya. Yüzyıllar sürmüş derin bir uykudan uyanmaktı benimkisi. Tükenen yine zamandı en güzelinden. Meşe ağaçlarının elimden tutuşu, gizemli rüzgârın saçlarımı okşayıp ruhuma deli gibi esişi gibiydi köye olan yolculuğumuz. İçimde bestelediğim özlem şarkıları, hasret duaları… Kendi bestemi yapmıştım. Doğanın içinde olmak ne büyük haz, mührünü yüreğimden söküp attığım tek şifreli hayat. Köydeyim en dokunaklı hasretleri geride bıraktım. En dokunaklı kavuşmalar bu kadar güzel olamaz. Kelimeler yüreğimde doğru adresindeydi bilinmezliklerin. Günbatımında içimdeki hırçınlık daha da arttı. Günün en güzel saatinde kendimi doğaya bırakmıştım. Tadını çıkartıyordum zamanın, güneşin, insanlarla paylaşımlarımın. Mutluluğumu bozacak kelimelerimi benliğimden atmıştım oracıkta. Sözlerim, dualarım, yüreğim, sessizliğim anlatabilecek miydi dile düşenleri. Benimkisi koca bir arı kovanına parmak sokmaktı tatlı balından almak için doğanın. Şimdi gözlerim alaca renklerde mıhlanmış duruyordum. En asil duruşuyla bizi karşılamıştı köyüm. İnsanlarını, zamanlarını, olaylarını sevdiğim, özlediğim yerdeydim. Rahmetli Adıge guaşesi anneannem derdi ki; ‘Ağzının tadı yoksa ve bir öküz oturmuş gibi hissediyorsan sırtına, bir kalmuk çayı demle kızım. Doldur üç bardak. Biri sağlığına, biri varlığına, biri yandığına olsun. Birini hemen içeceksin sıcak sıcak, birini ılık ılık, bırak diğeri soğusun. Sen nasıl olsa hangisine niyet ettiğini yudumlarken düşünür durursun’’ Önce kendi hafızamı yokladım hangi gökkuşağının kelimelerini biriktirmiştim heybemde. İçimde bin bir türlü sitem var. Kendimde suç buldum yıllardır niye kaçırmıştım bu enfes manzara şölenini? Evet, doğru adresteydim. Yeni yeni kelimelerim var lügatımda. Kalemimi gökyüzü deryasına sonra yüreğimin ince sızı sezasına daldırdım. Kadife yumuşaklığındaki yere indim. Beni getiren arabadan selam çaktım doğaya ve bizi bekleyen güzel insanlara. Şehrin kuru kalabalığı kuru gürültüsü yoktu çevrede. Hafızama her şeyi kaydediyordum tıpkı kalbime kaydettiklerim gibi. En açığından en koyusuna kadar baharın ortasındaydım. Nasılda saygı duyamazsın karşılayan tüm güzelliklere. Bizi karşılayan güzel insanların arkasından yola düştük. Yanımda getirdiğim defter yüreğimin defteri olmuş, yıllarca saklanan güneşimi ve kelimeleri bulmalıydım. Her dakikanın kıymetini bilmeliydim. Huşhamafe dağından köyümü seyrettim. Dalından koparılmayı bekleyen karamuklar, mis gibi domates kokan tarlalar, lezzetiyle damağınızda kalan köy yumurtası, tadı anlatılmaz gözlemeler, tertemiz ciğerlerinize çektiğiniz havası, özgürce ayaklarınızla bastığınız çimenleri, köyümün arsız yağmurları, ruhunuzu dinlendirdiğiniz meşe ağaçları, söğüt ağaçları, çeşmesinde, camisinde, bahçesinde her santimetrekaresinde anılarımız vardı. İnsanın gideceği köyü olması ne kadar güzel. Ruhundaki zenginliklerle yurduna dönmesi. Ya gidemeyenler? Ya da dönemeyenlerin çilesi? Herkes gitmeliydi herkes görmeliydi yurdunu… Geçmiş ile gelecek kucaklaşmalıydı en asilinden. Taptaze yeni çıkmış tandır tadında bölüşerek yemeliydik hayatı. Yağmurdan sonra kokan toprak kokusunu birlikte ciğerlerimize çekmeliydik. Akşamları evimizin terasına çıkıp yıldızları paylaşmalıydık alabildiğine. Kurutulmuş erik hoşafı, kaynatılan halujlar ve Çerkez pastası. Koskoca bir tepsi bal, dalından koparılmış körpe zeytin, keçi peyniri en doğalından. Burada internet yok, telefon yok, cips yok, kola yok, market yok bayat hayatlar yok. Yüreğini katık yapıp mektup yapmak zamanı. Karanlığa istediğiniz kadar ıslık çalıp çelme takabilirsiniz, sıvası dökülmüş taş duvarlar, leğende bekleyen çamaşırlar, kaynatılmayı bekleyen su dolusu kazanlar, dağında bir bardak çay içilesi sohbetler. Gönlümüzün bayram olduğu seyran olduğu yer. Yüreğinizden uçsuz bucaksız gökyüzüne uçurtmalar uçurduğunuz, kocaman kocaman başınıza konan yıldızlarını yakalamaya çalıştığınız yer. Havanın serinliğinde hastalandığında koca karı ilaçları, radyoda esrarlı bir şarkı Taşlı yollarında Lastikli ayakkabılarınızla yürüyüp hava atmaktır çocuk yüreğiyle. Cesaretti köyde yaşamak hayata sımsıkı bağlanmayı öğreten. Köyde yaşam bazen öğretmen bazen öğrenci olmaktı hayata karşı. Dünyadan habersiz dünyayı algılamaktı safiyet halinde. Kuru soğanla ekmeğin tadını bulamazdın bayat hamburgerlerde. Et suyuna değil yürek çorbasına batırılan yemeklerdi yenilen. Köye gelmek kır gezisi moda piknik değil, tarihe dokunmak koca çınarlara yaslanarak geçmişi dinlemekti derinden. Herkesin kapısında kilidi yoktur tıpkı yüreğinin kapıları gibi açık Köydeki akrabalarınızın sayısı sizi hayrete düşürür. Bilim adamlarının bile hala çözemediği doğal huzur. Kamalarıyla atlarıyla vatanını bekleyen gençler. Uzun upuzun saçlarında örgü, yüreğinde vatan kokan adıge pşaşeler. Deli gibi gürlemesiyle zamana şahitlik eden Çaprap . Köyünü terk edip ana vatanını yüreğine gurbet edenlerin özüydü köyüm. Adını gizli tarihinden alan iki dağ arasında doğasıyla havasıyla suyuyla herkesi karşılayan Bursa Merkez’e 120 ve M.Kemalpasa ilçesine yaklaşık 40km. uzaklıkta GÜVEM… Hatıralarımızda silinmez izler bırakacak şenliklerde buluşmak dileğiyle... *** MEMLEKET İSTERİM Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun, Kuşların çiçeklerin diyarı olsun. Memleket isterim. Ne başta dert, ne gönülde hasret olsun, Kardeş kavgasına bir nihayet olsun. Memleket isterim. Ne zengin fakir, ne sen ben farklı olsun; Kış. günü herkesin evi barkı olsun Memleket isterim Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun; Olursa bir şikâyet ölümden olsun. CAHİT SITKI TARANCI. PATİKALAR DERGİSİ NİSAN 97.SAYI - KEKİL ŞİMŞEK - patikalardergisi@gmail.com
HATİCE ŞİRİN KÖYÜM YÜREĞİMİN DEMİRİ Huzur insanın yüzüne kendiliğinden yerleşen sebepsiz bir tebessümdür. Kendini bu kadar iyi hissetmenin adı nedir? Yeşilliğin olağanüstü cümbüşü kalbime neşe çığlıkları arttıracak kadar güçlüydü. Yüreğim gördüklerime telaffuz ederse eğer; yüreğimin gördüğüm manzara karşında gökkuşağı olmasıydı. Hayatıma giren bu dev mutluluk henüz zikredemediğim yeni bir kapıyı aralayacaktı. Gözlerim bu muhteşem doğayı görmüştü. Gerisini yüreğim anlatacak. Dünyanın bütün renklerini içinde barındıran sessizliğin yankısıydı köye varışım. Doğa bana en cömertliğiyle kucak açıyor, kelimelerim manasız kalıyordu gördüklerimi anlatmaya. Yüzyıllar sürmüş derin bir uykudan uyanmaktı benimkisi. Tükenen yine zamandı en güzelinden. Meşe ağaçlarının elimden tutuşu, gizemli rüzgârın saçlarımı okşayıp ruhuma deli gibi esişi gibiydi köye olan yolculuğumuz. İçimde bestelediğim özlem şarkıları, hasret duaları… Kendi bestemi yapmıştım. Doğanın içinde olmak ne büyük haz, mührünü yüreğimden söküp attığım tek şifreli hayat. Köydeyim en dokunaklı hasretleri geride bıraktım. En dokunaklı kavuşmalar bu kadar güzel olamaz. Kelimeler yüreğimde doğru adresindeydi bilinmezliklerin. Günbatımında içimdeki hırçınlık daha da arttı. Günün en güzel saatinde kendimi doğaya bırakmıştım. Tadını çıkartıyordum zamanın, güneşin, insanlarla paylaşımlarımın. Mutluluğumu bozacak kelimelerimi benliğimden atmıştım oracıkta. Sözlerim, dualarım, yüreğim, sessizliğim anlatabilecek miydi dile düşenleri. Benimkisi koca bir arı kovanına parmak sokmaktı tatlı balından almak için doğanın. Şimdi gözlerim alaca renklerde mıhlanmış duruyordum. En asil duruşuyla bizi karşılamıştı köyüm. İnsanlarını, zamanlarını, olaylarını sevdiğim, özlediğim yerdeydim. Rahmetli Adıge guaşesi anneannem derdi ki; ‘Ağzının tadı yoksa ve bir öküz oturmuş gibi hissediyorsan sırtına, bir kalmuk çayı demle kızım. Doldur üç bardak. Biri sağlığına, biri varlığına, biri yandığına olsun. Birini hemen içeceksin sıcak sıcak, birini ılık ılık, bırak diğeri soğusun. Sen nasıl olsa hangisine niyet ettiğini yudumlarken düşünür durursun’’ Önce kendi hafızamı yokladım hangi gökkuşağının kelimelerini biriktirmiştim heybemde. İçimde bin bir türlü sitem var. Kendimde suç buldum yıllardır niye kaçırmıştım bu enfes manzara şölenini? Evet, doğru adresteydim. Yeni yeni kelimelerim var lügatımda. Kalemimi gökyüzü deryasına sonra yüreğimin ince sızı sezasına daldırdım. Kadife yumuşaklığındaki yere indim. Beni getiren arabadan selam çaktım doğaya ve bizi bekleyen güzel insanlara. Şehrin kuru kalabalığı kuru gürültüsü yoktu çevrede. Hafızama her şeyi kaydediyordum tıpkı kalbime kaydettiklerim gibi. En açığından en koyusuna kadar baharın ortasındaydım. Nasılda saygı duyamazsın karşılayan tüm güzelliklere. Bizi karşılayan güzel insanların arkasından yola düştük. Yanımda getirdiğim defter yüreğimin defteri olmuş, yıllarca saklanan güneşimi ve kelimeleri bulmalıydım. Her dakikanın kıymetini bilmeliydim. Huşhamafe dağından köyümü seyrettim. Dalından koparılmayı bekleyen karamuklar, mis gibi domates kokan tarlalar, lezzetiyle damağınızda kalan köy yumurtası, tadı anlatılmaz gözlemeler, tertemiz ciğerlerinize çektiğiniz havası, özgürce ayaklarınızla bastığınız çimenleri, köyümün arsız yağmurları, ruhunuzu dinlendirdiğiniz meşe ağaçları, söğüt ağaçları, çeşmesinde, camisinde, bahçesinde her santimetrekaresinde anılarımız vardı. İnsanın gideceği köyü olması ne kadar güzel. Ruhundaki zenginliklerle yurduna dönmesi. Ya gidemeyenler? Ya da dönemeyenlerin çilesi? Herkes gitmeliydi herkes görmeliydi yurdunu… Geçmiş ile gelecek kucaklaşmalıydı en asilinden. Taptaze yeni çıkmış tandır tadında bölüşerek yemeliydik hayatı. Yağmurdan sonra kokan toprak kokusunu birlikte ciğerlerimize çekmeliydik. Akşamları evimizin terasına çıkıp yıldızları paylaşmalıydık alabildiğine. Kurutulmuş erik hoşafı, kaynatılan halujlar ve Çerkez pastası. Koskoca bir tepsi bal, dalından koparılmış körpe zeytin, keçi peyniri en doğalından. Burada internet yok, telefon yok, cips yok, kola yok, market yok bayat hayatlar yok. Yüreğini katık yapıp mektup yapmak zamanı. Karanlığa istediğiniz kadar ıslık çalıp çelme takabilirsiniz, sıvası dökülmüş taş duvarlar, leğende bekleyen çamaşırlar, kaynatılmayı bekleyen su dolusu kazanlar, dağında bir bardak çay içilesi sohbetler. Gönlümüzün bayram olduğu seyran olduğu yer. Yüreğinizden uçsuz bucaksız gökyüzüne uçurtmalar uçurduğunuz, kocaman kocaman başınıza konan yıldızlarını yakalamaya çalıştığınız yer. Havanın serinliğinde hastalandığında koca karı ilaçları, radyoda esrarlı bir şarkı Taşlı yollarında Lastikli ayakkabılarınızla yürüyüp hava atmaktır çocuk yüreğiyle. Cesaretti köyde yaşamak hayata sımsıkı bağlanmayı öğreten. Köyde yaşam bazen öğretmen bazen öğrenci olmaktı hayata karşı. Dünyadan habersiz dünyayı algılamaktı safiyet halinde. Kuru soğanla ekmeğin tadını bulamazdın bayat hamburgerlerde. Et suyuna değil yürek çorbasına batırılan yemeklerdi yenilen. Köye gelmek kır gezisi moda piknik değil, tarihe dokunmak koca çınarlara yaslanarak geçmişi dinlemekti derinden. Herkesin kapısında kilidi yoktur tıpkı yüreğinin kapıları gibi açık Köydeki akrabalarınızın sayısı sizi hayrete düşürür. Bilim adamlarının bile hala çözemediği doğal huzur. Kamalarıyla atlarıyla vatanını bekleyen gençler. Uzun upuzun saçlarında örgü, yüreğinde vatan kokan adıge pşaşeler. Deli gibi gürlemesiyle zamana şahitlik eden Çaprap . Köyünü terk edip ana vatanını yüreğine gurbet edenlerin özüydü köyüm. Adını gizli tarihinden alan iki dağ arasında doğasıyla havasıyla suyuyla herkesi karşılayan Bursa Merkez’e 120 ve M.Kemalpasa ilçesine yaklaşık 40km. uzaklıkta GÜVEM… Hatıralarımızda silinmez izler bırakacak şenliklerde buluşmak dileğiyle... *** MEMLEKET İSTERİM Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun, Kuşların çiçeklerin diyarı olsun. Memleket isterim. Ne başta dert, ne gönülde hasret olsun, Kardeş kavgasına bir nihayet olsun. Memleket isterim. Ne zengin fakir, ne sen ben farklı olsun; Kış. günü herkesin evi barkı olsun Memleket isterim Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun; Olursa bir şikâyet ölümden olsun. CAHİT SITKI TARANCI.
Yorum yapmak için giriş yapın...